| Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2008/19546 Karar No : 2010/1158 YARGITAY İLAMI İncelenen Kararın : Mahkemesi : İzmir 13. Aile Mahkemesi Tarihi : 13/8/2008 Numarası : Esas No: 2008/637 Karar No:2008/650 Davacı : Yusuf Zeybek Davalı : Ayşe Zeybek Dava Türü : Boşanma Temyiz Eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 166. maddesinin 3. fıkrası gereğince, boşanma kararı verilebilmesi için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması ve eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin, diğerinin davasını kabul etmiş olması gerekir. Bu halde dahi boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. İncelenen dosyada, tarafların boşanma hususunda anlaştıkları görülmektedir. Dosyada mevcut nüfus kaydından, tarafların 12/3/2008 tarihinde evlendikleri anlaşılmış olup, dava tarihine göre henüz bir yıllık yasal süre dolmamıştır. Bu durumda Türk Medeni Kanununun 166. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen bir yıllık süre şartının gerçekleşmemiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 21/1/2010 -- • -- Yargıtay 16. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2009/7846 Karar No : 2009/8173 YARGITAY İLAMI Mahkemesi : Gaziantep Kadastro Mahkemesi Tarihi : 11/10/1993 Numarası : 1992/781-1993/387 Davacı : Halil ÇELİK Davalı : Narlıca Köyü Tüzel Kişiliği Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Kadastro sırasında 114 ada 2 parsel sayılı 29.750 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle Narlıca Köyü Tüzel Kişiliği adına tespit edilmiştir. Davacı Halil Çelik, yasal süresi içinde özetle, "çekişmeli taşınmazın, kendi adına tespit gören komşu 114 ada 3 parsel sayılı taşınmazın devamı ve kendisine ecdadından kalan bir yer olduğu, çekişmeli taşınmaz içinde yer alan su pınarını köy halkının istemesi üzerine köye verdiğini, bu nedenle su pınarı ile birlikte 5 dönüm yeri Köy Tüzel Kişiliğine vermeyi kabul ettiğini belirterek geriye kalan 24.000 metrekare küsur yerin adına tescili" istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davacının dava dilekçesinde dava sebep ve delillerini bildirmediği gibi çıkarılan meşruhatlı davetiyeye rağmen duruşmada hazır bulunmak suretiyle de bu eksikliği gidermediği gerekçesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 28/2. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına ve çekişmeli 114 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş ve hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Davacı vekilinin başvurusu üzerine T.C. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü'nün 18/9/2009 tarihli yazılarıyla "davacının dava dilekçesinde dava sebep ve delillerini bildirmiş olduğunun kabulü gerektiği" düşüncesiyle kanun yararına bozma yoluna başvurulması istenmiş ve T.C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 12/10/2009 tarih 2009/225160 sayılı tebliğnamesi ile "davacının dava dilekçesinde, taşınmazın dedelerinden kaldığını iddia edip davasını her türlü delil ve şahitlerle ispat edeceğini" belirttiği dikkate alındığında davacının dava sebep ve delillerini bildirdiğinin kabul edilmesi gerekirken, dosyaya uygun düşmeyecek şekilde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 28/2. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin doğru görülmediği düşüncesiyle H.U.M.K.'nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozma talebinde bulunulmuştur. Mahkemece, davacının dava dilekçesinde dava sebep ve delillerini bildirmediği gibi çıkarılan meşruhatlı davetiyeye rağmen duruşmada hazır bulunarak bu eksikliği gidermediğinden sözedilerek 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 28/2. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de verilen karar dosya kapsamına uygun düşmediği gibi yerleşik Yargıtay içtihatlarına da aykırı bulunmaktadır. Davacı, dava dilekçesinde çekişmeli taşınmazın kendi adına tespit edilen 114 ada 3 parsel sayılı taşınmazın devamı olduğunu söylemekle 114 ada 3 parsel sayılı taşınmazın adına tespitini gerektiren hukuki sebeplere dayandığı gibi çekişmeli taşınmazın "atayı ecdadından" kendisine kaldığını belirterek irsen intikal sebebine de dayanmıştır. Yine dava dilekçesinde sübut delilleri olarak "keşif, bilirkişi, tanık beyanı vs." denmek suretiyle delillerinin neler olduğu da bildirilmiştir. Bu ifade 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 28/2. maddesinde sözü edilen "deliller" için yeterli olup ayrıca tanık isimlerinin, dayanılan belgelerin ve sair tüm delillerin dava dilekçesine ekli olmasına gerek bulunmamaktadır. Kadastro Mahkemelerinde 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409. maddesinin uygulama yeri bulunmadığından davacının duruşmaya katılma zorunluluğu da yoktur. Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, dava dilekçesinde sözü edilen 114 ada 3 parsel sayılı taşınmaza ait kadastro tutanak örneği ile çekişmeli taşınmazla birlikte 114 ada 3 parsel sayılı taşınmazı çevreleyen komşu parsellere ait kadastro tutanak örneklerini, tespit dayanakları olan belgelerin tüm tesis ve tedavüllerini dosya içine getirtmek, dosya keşfe hazır hale geldikten sonra davacıya, varsa tanık listesini bildirmesi ve keşif giderlerini karşılaması hususunda yöntemine uygun kesin mehiller vererek sonucuna göre inceleme ve araştırma yapıp bir karar vermektir. Yerleşmiş Yargıtay uygulamaları da bu yöndedir. Mahkemece, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 28/2. maddesi hükmü ile dosya kapsamına yanlış anlam yüklenerek yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsiz ve kanun yararına bozma istemi bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, 1/12/2009 gününde oybirliğiyle karar verildi. |